milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2010 Pazartesi

Artık Çocuk Dövüyoruz

(Yan okuma: Holiganizm iyi mi kötü mü?)

Öncelikle şuna bir açıklama getirmek lazım sanırım. Bu tip olaylar yaşandıktan sonra televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde, forumlarda, bloglarda gördüklerimiz ve okuduklarımız hep aynı cümleleri içeriyor: "Bu adamlara taraftar denemez, bunlar canavar" gibi... Maalesef ki bunlar taraftar. Evet, "Maalesef"!!! Taraftar olmak nedir? Bir takıma gönül vermek, onu desteklemek, onunla yatıp onunla kalkmak mı? Bu adamların gerçek taraftarlardan tek fazlası şiddet yanlısı ve nefret sahibi olmaları. Bu özellikleri de onları taraftarlıktan çıkartmıyor ne yazık ki. Nefret sahibi olmayan, futbolu sevdiğimiz için izleyen, takımlarımızı seven, rakiplerimize de saygı duyan bizler ise gerçek taraftar niteliğindeyiz artık. İlla ki ayrımcılık yapılacaksa, kimseye (ne kadar hak etseler dahi) hakaret etmeden, insanlıklarını ellerinden almadan ve kişilik haklarına saygı duyarak yapılmalı bu ayrımcılık. Kimseyi "şerefsizler", "canavarlar" ve özellikle de anlamını, felsefesini bilmeden "holiganlar" diye aşağılamamak gerekiyor.
Üstte paylaştığım yazıyı yazalı çok olmadı, bir buçuk ay falan. Peki bu bir buçuk ay içerisinde nelerle karşılaştık? Florya tesislerini basan, takımından memnun olmayan Galatasaraylı taraftarlar, hemen her maç kendi arasında kavga eden Fenerbahçe taraftarları, Beşiktaş - Bursaspor maçı öncesi iki takım taraftarlarının meydan muharebesi ve dünkü olay; U17 liginde Galatasaray ve Fenerbahçe'yi karşı karşıya getiren maçta yaşananlar. Bir buçuk ay için yeterli malzeme mi bunlar biz gerçek taraftarlar için? Futboldan, taraftarlıktan tiksinmemizi sağlayacak nefret suçları değil mi bunlar?
Bir kaç forum gezdim bu olayın ardından, acaba sevgili Fenerbahçeli ve Galatasaraylı taraftarlarımız neler demişler diye. Hiçbir yazılan şaşırtmadı beni öncelikle bunu söylemek isterim. Fenerbahçeliler elbetteki kızgınlar. Çocuklarımıza saldırılmış diyorlar. Ufacık çocuklardan ne istiyorsunuz diyorlar. Asmışlar, kesmişler, tehditler savurmuşlar. Galatasaraylılar da kınamışlar. O olayları çıkaranları kendilerince asmışlar, "Canavar bunlar", "Bunlar Galatasaray taraftarı olamaz" diyerek. Ancak her zamanki gibi kabahati yüzde yüz üstlenmek yok suçlunun kitabında. Her zaman bir tahrik unsuru atıyor ülkemizin sevgili taraftarları. Her zaman için kendilerince son derece geçerli bir "ama"ları var. "Ama önce Fenerbahçeli kaleci başlattı", "Ama Fenerbahçe'nin altyapı sorumlusu da olayları alevlendirdi" gibilerinden. Aynen paylaşıyorum iki tarafın yorumlarını da:
"Şerefsizler !"
"Yazık ! Hangi akıl sahibi insan bu kadar saçma bir düşünceyle bir çocuğa böyle bir davranışta bulunabilir. Sürünsün hepsi..."
"Böyle birşey olamaz yahu olamaz bu yapılan şerefsizliğin dik alasıdır. Köpekler".
"Maçın ilk yarısı 1-1 bittikten sonra Galatasaray tribünü takıma moral vermek için tribüne çağırmış. Takım gelirken Fenerbahçe'nin kalecisi Galatasaray'ın kaptanına omuz atmış. Daha sonra oyuncuların arasında sürtüşmeler kavgaya dönüşmüş. Ardından da Fenerbahçe takımının sorumlusu Galatasaray oyuncularına saldırmış, tribündeki taraftarlar da sahaya inmiş."
"Bunları yapanların üzerine kızgın demiri bastıracan aslında ancak akıllanırlar."
"İdam da edelim isterseniz.
Yapılanlar kötüdür, tasvip edilemez, cezası neyse uygulanmalıdır, o kadar."
"Öncelikle şunu belirteyim yapılanları kesinlikle tasvip etmiyorum. Seyircilerin sahaya inip futbolcu dövmesi kadar çirkin birşey olamaz, kesinlikle büyük cezalar gelmeli.
Ancak, Floryadaki maçta, ortamın gerginliğinin maksimum olduğunu bile bile kalkıp da Galatasaray kaptanına omuz atmak da neyin nesi? Tamam, dayak yiyip burnunun kırılması çok rezilce bir hareket, ama bu oyuncunun yaptığı da gayet rezilce. Altyapılarda futbolculara nasıl ahlaklı olunacağı filan da öğretiliyor bildiğim kadarıyla, bu oyuncu neden işin bu ahlaki boyutundan nasibini almamış?
Ayrıca, ortamı sakinleştirmek için uğraşması gereken bir insan, bir altyapı sorumlusu, nasıl olur da kavgaya karışır? Hakaretler yağdırdığımız tribün serserilerinden ne farkı var bu altyapı sorumlusunun?"
"Altyapı sorumlusu bizim oyunculara saldırıyor, bunu hiç dile getirmemişsiniz?"
"Suçlu tabii ki Galatasaray adına o tribünde bulunan, ama bir daha asla bulunmalarını istemediğimiz çıldırmış insanlardır. Ancak, Fenerbahçe kalecisinin yaptığı ahlaksızlık da kınanmalı, soruşturulmalı."
"Tamam, sahaya girmek gerekmiyor, oyuncuları dövmek gerekmiyor ama aynı zamanda bu olayların başlangıç sebebi olan kalecinin, taraftarına giden Galatasaray takımının kaptanına omuz atmasını veya altyapı sorumlusunun futbolcularımıza saldırmasını dile getirmiyorsunuz.
Böyle birşey olamaz yani. Hem kendi futbolcunuz durduk yere taraftarına giden oyuncuya omuz atıyor, altyapı sorumlusu oyuncularımıza saldırıyor, sonra bu olaylar yaşanınca da bütün suçu Galatasaray kulübüne mal ediyorsunuz. Buna hem suçlu hem güçlü olmak denir. Çuvaldızı biraz da kendinize batırın."
"Yapılanların savunulacak hiçbir tarafı yok,bu futbol magandaları bir an önce yakalanıp bütün çok uzun bir şekilde bütün spor müsabakalarına girememe cezalarını almalılar."
"Bir kere maç 1-1 gidiyormuş, hiçbir taraftarda tutup 17 yaş altı maçında bu kadar hırslanıp sahaya girip futbolcu dövmez; illaki birşey olmuştur omuz olayı yada başka birşey bir kere bu yönden bakalım olaya tutup bütün suçu Galasataray taraftarına atmayın.
Yapılanlar çok çirkin şeyler kabul ediyorum, inşallah cezalarınıda çekerler hemde en ağır biçimde ama dediğim gibi tüm suç bizde değil.Orda birşey olmuş belli..."
"maç 1-1 gidiyor 17 yaş altı maçı maçta durup dururken taraftar sahaya mı inecek?Bana hiç mantıklı gelmiyor.Eğer siz bizim hiç suçumuz yok diyorsanız haksızsınız bence."
"Aldıkları nefes haram şerefsizlerin! İnsan müsvetteleri..."
Bunların yanı sıra bu olayın rövanşının da olacağını dile getiren taraftarlar mevcut. Önümüzdeki çarşamba, Fenerbahçe Ülker ile Galatasaray Cafe Crown basketbol maçında kanın gövdeyi götüreceğini belirtmiş bazı taraftarlar. Bazıları da yanına gülme efekti falan koyarak paylaşmış bunları bu durumdan eğlence çıkarırmışcasına. Hatta Galatasaraylıları savaşa davet eden cümleler de geçiyor "hazırlıklı" gelin!" gibilerinden:

"Desene Çarşamba Günü Geleneksel Meydan Muhaberesi Var=)"

"Meydan değil salon muharebesi:D:D"

"çarşamba gene olay var"

"Desenize Çarşamba MACERA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR.. "

Bunlar da çıkan olayların görüntüleri:




Özellikle Beşiktaş ile Bursaspor taraftarları arasındaki çıkan olayların ardından pek çok bilirkişi(!) televizyonlarda ahkam kesti sabahlara kadar. "Sporda şiddet yasası çıkarılmalı", "polisler görevlerini savsaklıyorlar", "başkanlar yeterince müdahaleci değiller" gibi cümleler sarf edildi. Bazıları gündeme oturma çabasında o ayrı ama bazılarının da haklı oldukları noktalar var. Ancak benim görüşüm şu ki bu önlemleri biraz daha kökünden ele almak gerekiyor. Yazılaı kanına dokunmuş diye bir Ermeni gazeteciyi vuran, Madımak Otelini ateşe veren, Çingenelerin yaşam alanlarına kasteden, 6-7 Eylül olaylarını çıkaran, rahip ve misyoner öldüren, Kürtçe şarkıya çatal fırlatan, eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk olduğuna inanan ve bunla ilgili basına açıklama yapan, siyasi görüşüne ters olduğu için öğrencileri döven, protesto hakkını kullanıp yumurta atan öğrenci hakkında yasal işlem başlatan, İşçi Bayramı'nı kutlayan vatandaşlara ateş açan, ABD'yi protesto eden gençleri bölücü diye dövmekten beter eden, her Kürt'ü terörist sanan zihniyet ile tribünde kavga eden ya da birbirine meşale fırlatan taraftarlar arasında düşünce yapısı olarak hiçbir fark göremiyorum. Ülkede böylesine vahim olaylar yaşanırken sporda şiddet yasası ile taraftarlar arasındaki kavgaların önüne geçilebileceğini tahayyül edemiyorum. Bu durumun çözümü sporda şiddet yasasından çok, nefret suçlarına karşı yasalar çıkarmak. Kendimize demokratik diyoruz ya hani, anayasamızda tüm vatandaşların yasalar önünde eşit olduğunu vurgulayan ve ayrımcılığı yasaklayan maddeler olsa dahi bunlar teoriden öteye gidemiyor ve nefret suçları ile ilgili tek bir madde bile yer almıyor maalesef. O yüzden özel olarak eğitilmiş spor polisleriyle ya da sert yaptırımlar içeren sporda şiddeti önleyecek yeni yasalar ve düzenlemelerle bunların önüne geçebilecek olsak dahi insanların birbirlerine karşı duydukları kin ve nefreti dizginleyemezsek ve hatta cezalandıramazsak, bugün bu çocukları döven adamlar ve tribünlerde birbirlerini yiyen insanların, sokaklarda bu kavgalarına başka başlıklar ve amaçlar altında devam edeceklerinden şüphem yok. Çünkü onları engelleyecek yasalarımız yok!

9 Ekim 2010 Cumartesi

Türk'ün Türk'ten Başka Dostu Yoktur... Mu?



(İki resim arasındaki 7 farkı bulunuz...)
-Bulamayabilirsiniz çünkü biz hep böyleyiz-


3-0. Net skor. Süpriz değil, şaşırtıcı değil. Net skor. Sevgili basınımıza armağan olsun bu sonuç. Haftalardır ülke üzerinde öyle bir kampanya başlattılar ki ben bile bir an için "ulan biz dünya üçüncüsü (!) olmuş takımız, kesseler acımaz" tipinden düşüncelere daldım. "Bazı durumlarda" demek istesem de "her durumda" deyip cümlenin girişini değiştirerek, "kendimizi dev aynasında görmeyi ve göstermeyi çok seviyoruz" diye devam ediyorum. En basitinden en kaba tabirle "yahu etin ne budun ne?" demezler mi adama böyle yorumlardan sonra? Belki de demedikleri için gazetelerde, televizyonlarda sıkça rastlıyoruz bu yorumlara. Bizler, her düzenlenen büyük turnuvada finaller oynamış, şampiyonluklar kazanmış, büyük işler başarmış bir milli takıma sahip değiliz ve olamadık da. Aziz Yıldırım Galatasaray'ın UEFA Kupası Şampiyonluğu için "tesadüf" dediğinde aslında bundan bahsetmek istiyordu ama potansiyel dalga unsuru olarak görüldüğünden kimse onu ciddiye almadı hatta kıskançlıkla suçladı. Aziz Yıldırım v2.0 olarak söylüyorum ki: "Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğu, Milli Takım'ın 2002 Dünya Kupası'nda kazanmış olduğu üçüncülük, 2008 Avrupa Şampiyonası'ndaki yarı final, -çok büyük bir başarı olarak görmesem de "bak Fenerbahçe'ye laf söylemiyor" dedirttirmemek için yazıyorum- Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkması tamamen birer TE-SA-DÜF-TÜR biline... Bu başarıların tesadüf statüsünden çıkabilmesi için tekrarlanmaları da şarttır. Bu saydıkların birer tekrar değil de nedir diyecek olanlara kısa bir açıklama yapmak isterim: "1 senelik" Avrupa Fatihi Galatasaray'ın yaklaşık 10 yıldır fatihi olduğu Avrupa'da kayda değer bir başarısı yok hatta Avrupa'daki topraklarını kaybetme sürecine girmiş Osmanlı Devleti gibi çöküşler yaşamakta... Yöneticilerinin dilinden konuşursak "Dünya Takımı" olan Fenerbahçe'nin futbolcuları vize almak için herhangi bir ülkenin konsolosluğuna gitseler vize işlemlerinden anlamadıkları için şaşırıp kalacaklar... Milli Takım ise en komik olanı. Hatırlayalım, 1996 Avrupa Şampiyonası: 0 puan (tamam tecrübesizdik, eyvallah); 1998 Dünya Kupası'nda yokuz (hala tecrübesiziz ama); 2000 Avrupa Şampiyonası çeyrek final (Ömer Üründülvari bir şekilde: oooouuuuvv); 2002 Dünya Kupası'nda üçüncülük (evet büyük bir başarı kabul ediyoruz); 2004 Avrupa Şampiyonası yokuz (dünya üçüncüsü değil miydik biz?!); 2006 Dünya Kupası yokuz (hey gidi Kore, Japonya); 2008 Avrupa Şampiyonası yarı final oynadık (işte Türk'ün gücü, helal olsun Fatih'in aslanları); 2010 Dünya Kupası yine yokuz yine yokuz... -küçük bir not düşmek gerekirse bu turnuvaların eleme gruplarının hiçbirinde birinci olamamışız; ya play-off maçı oynayıp çıkmışız ya da ikincilik kontenjanı ile- İşin aslı şudur ki son 8 büyük turnuvanın birinde çeyrek final, birinde yarı final oynamışız, birinde üçüncü olmuşuz, birinde de gruptan çıkamamışız. Geriye kalan 4 turnuvaya katılamamışız bile. Bu başarılar bir tesadüf değil de nedir millet? Başarıların kalıcı olması için, "büyük" takım olabilmek için, "futbol" ülkesi olabilmek için istikrar gerekmekte. Maalesef futbolumuz ve istikrar kelimesi çok ayrı diyarların iki insanı gibi uzaklar birbirlerine.
Merak etmekteyim acaba bazı gazeteciler, yorumcular bu yazdıklarımı yaşamadılar mı? Rakibimiz olan Almanya dünyanın sayılı futbol ekollerinden biri hiç şüphesiz. Katıldıkları her turnuvada bizim tersimize minimum çeyrek final oynuyorlar, dört tanesinden de birini kazanıyorlar. Kağıt üstünde çok az gözüken şansımızı halka yanlış aksettirmek ya göz boyamadır ya da futbolun uyuşturucu etkisini kullanarak halkı uyutmaktır.

Bir de Mesut Özil vakası var tabiki. Mesut Almanya formasını seçtiğinde bu kadar yankı bulmamıştı çünkü ne de olsa daha 17 yaşında bir çocuktu o. Bu yaz Dünya Kupası'nda gösterdiği performans ve hemen ardından Real Madrid'e transferi onu popüler bir ikon haline getirdi ve onun gibi ikonlaşmak isteyen sevgili milliyetçi yazarlarımız sık sık adından bahseder oldu "Nasıl Almanya'yı seçer?", "Türk falan değil bu adam", "Elimizden nasıl kaçırırız böyle bir yeteneği?" ve nicesi şeklinde... Son 1 haftadır ise Almanya - Türkiye maçında Hiddink'in nasıl bir oyun anlayışıyla mücadele edeceğinden, sakatlıkların can sıkmasından, Almanya'nın en önemli yıldızlarından Schweinsteiger'in eksikliği nasıl hissedilecekten çok Mesut Özil'in hangi milletten olduğunu konuştu tüm Türkiye. He bir de Arda'nın pubisinden ama o çok başka bir hikayenin konusu. En çok merak edilen soru da "Gol atarsa sevinecek mi acaba?" oldu. Bu soruyu soranlar empati yapabiliyorlar mı acaba? Veya hiç düşündüler mi Kazım İngiltere'ye gol atsa ya da "Mehmet" Aurelio Brezilya filelerini havalandırsa ve sevinmeseler, aksine üzülseler... Mesut bu akşam o golü attıktan sonra sevinmediğinde kaç kişi sevinmiştir acaba? Eğer buysa milliyetçilik anlayışınız buyrun adam Türk'müş beyler. He bu arada unutmadan Mesut sevinmedi ama biz de mağlup olduk.
Milli Takım'ın milliyetçilik simgesi olarak kullanılması ve bir rant aracı olarak görülmesi herhalde kimseyi rahatsız etmiyor olsa gerek ki kimse de çıkıp "Arkadaş, ne diyorsunuz böyle? Alman Milli takımında Alman oynamıyor, Fransa'da Fransız yok, Portekiz'de Brezilyalılar cirit atıyor, futbol eşittir evrensellik olmuş siz hala şovenistlik peşindesiniz" demiyor ya ben kafayı buna takmış durumdayım. Tarihte futbolu milliyetçilik olgusunu yüceltmek için kullananlar İspanya diktatörü Franco, Almanya diktatörü Hitler, İtalya diktatörü Mussolini ve "Halkımı 40 yıl 3F ile yönettim: Fiesta, Fado ve Futbol" diyerek niyetini de hali hazırda belli etmiş olan Portekiz diktatörü Salazar... Şimdiler de ise FIFA sıralamasında oldukça gerilerde olan ekonomik olarak nitelendirildiklerinde üçüncü dünya ülkesi, gelişmekte olan ülke veya gelişmemiş ülke olarak lanse edilen ülkeler kullanmakta. Bu genellemeye biz de mi dahil oluyoruz peki bu durumda, bunu size bırakıyorum. Sanırım bu türlü eleştirlerin önüne geçmenin tek yolu karşımızdaki insana, eleştirdiğimiz veya hakkında olumlu ya da olumsuz yorum yaptığımız insana saygı duymaktan geçiyor.
"Saygı mı? Saygı ne arar la burda?!
...

23 Aralık 2009 Çarşamba

Katalan Açılımı


Avrupa'da 19.yy'da yaşanan düşünsel devrimlerden İspanya sınırları içerisinde ilk etkilenenler Katalanar'dı. Ekonomik özgürlük ve bağımsızlıklarını kazanma isteği belirgin bir milliyetçiliği doğurmuştur. 19.yy'dan bu yana kendi dillerini etkin bir biçimde kullanmışlardır. Franco dönemi İspanya'sında ele geçirilen en son bölgedir ve 75te Franco öldükten sonra 78de hazırlanan anayasaya Katalonya'nın özerkliğini 79 yılında sokmayı başarabilmişlerdir. 2006 yılında "İspanya içerisinde bir ulus" olabilmek için referanduma gidilmiş ve sonuç olumlu çıkmıştır. Katalanlar 2006 yılından beri "daha fazla" özerktirler.
Yıllardan beri bir devlet olarak tanınmayan ama kendi milli birliklerini oluşturmuş olan toplumların FIFA, UEFA, FIBA gibi spor organizasyonlarına Birleşmiş Milletlere üye olmadan önce kabul edilmiş olmaları sık görülen bir durum. Şu an itibariyle FIFA'nın 207, BM'nin ise 191 üyesi bulunmakta. Oluşturdukları milli birlikleri, masa başında uluslararası anlamda kabul edilmemiş bu toplumlar, sahalarda ve parkelerde ülkelerini temsil etmektedirler.

Katalonya özerk bölgesi ne BM'ye ne de FIFA'ya üyedir. Ancak onlar da "ülkelerini" sahada temsil etme yoluna gidenlerden tıpkı İspanya'nın diğer özerk bölgeleri gibi. Bu özerk bölgeler genelde kendi aralarında bazen de diğer ülkelerin milli takımları ile yaptıkları futbol karşılaşmaları ile seslerini duyurmaya, milliyetçiliklerini yaşatmaya devam etmektedirler. Dün Katalonya milli takımı Arjantin ile bir dostluk maçı oynadı. Arjantin ile yaptıkları ilk maçları değil bu. Diğer özerk bölgelerle yaptıkları maçlar dışında en çok Arjantin ile oynamış olmaları da bir süpriz değil. Barcelona'nın iç sahada oynadığı her maçta ve Katalonya Milli Takımının yaptığı her maçta açılan "Catlonia is not Spain" pankartları bu durumu özetler nitelikte. Arjantin'in de tarihinde bir İspanyol sömürgesi olduğunu düşünrsek, en büyük ortak özellikleri İspanya Krallığına olan başkaldırışları. İki milleti de birbirine yakın hissettiren bir özellik. Arjantinli Messi'nin Barcelona altyapısına verilme sebebi, Messi'nin büyüme sorunun yanı sıra Barcelona'nın bir Katalan kulübü olmasıdır aynı zamanda.

Peki Katalonya'nın İspanya Krallığı'na olan başkaldırısını ve İspanya bünyesinde geçirdiği süreci Kürt açılımına benzetebilir miyiz? Ahmet Altan'ın kovulmasına yol açan 1995 tarihli "Kürdiye Cumhuriyeti" başlıklı yazısını hatırlayalım. Bu yazıda yaptığı benzetmelerin bir başkasını dün oynanan maç için yapsak? Düşünsenize, özerklik kazanmış Kürtler, diyelim ki ezeli düşmanımız ebedi dostumuz Yunanistan'la dostluk maçı oynuyorlar. Maçtan önce çeşitli gösteriler, Türkiye aleyhinde. Tribünde açılan pankartlar "Kürdiye Türkiye değildir" diye. Hele ki Milli takımın yıldız oyuncularının Kürt kökenli olup bu maçta da forma giydiklerini. Nasıl karşılardı bu maçı milletimiz? İspanya'da olduğu gibi günün en çok izlenen programı olur muydu? Tribünlere koşar mıydık bu organizasyonu ve futbol şölenini yerinde görebilmek için? Güvenlik güçlerine ihtiyaç duymazdık herhalde böyle bir futbol maçında? Devletimizin saygı değer yetkilileri gerek duyar mıydı acaba televizyonlara çıkıp bir dizi açıklama yapmaya ve önemli tedbirler almaya? Buna gerek duyar mıydık? Bir düşünün sadece. Ne olurdu bu maç oynansaydı? Öncelikle Yunanistan sınırına asker yığıp bir cephe oluştururduk. Hızla silahlanmaya gidilirdi, olağanüstü hal ilan edilirdi. Karşılıklı notalar verilirdi. Yurt içinde Kürt vatandaşlarına yönelik önlemler alınır hepsi birer terörist yaftalamasına maruz kalırdı. Ülke genelinde özellikle doğu illerinde yoğun güvenlik önlemleri alınır ve Kürtler aleyhine gösteriler düzenlenirdi. Büyük ihtimal Cumhuriyet mitingleri yapılırdı Cumhuriyetimizi korumak amacıyla. Paranoyalardan ibaret bölünme korkusu had safhaya ulaşırdı. Suçlardık bütün ülkeleri bu maça destek çıktıkları için; Türk'ün Türk'ten başka dostu yok ne de olsa. Belki de o tribünleri basıp "yıkarlardı". Kısacası dünkü maçta yaşananların ve sonrasında yaşanacak olanların hiçbirine şahit olamazdık. Bu soruyu hocalarıma sorduğumda aldığım cevap "hazır değiliz böyle durumlara" oldu. Belki de doğru söylüyorlardı. Hazır değiliz demokratikleşmeye; sevgiyle ve barış içerisinde yaşamaya.