Saatler gece yarısını vurduğunda yine bir gün daha yaşlanıyor insan. Belki yüzünde yeni bir çizgi oluşmaya başlıyor belki de kafa derisindeki hücrelerden biri daha ölerek biraz daha kelleşiyor ya da eklemlerindeki ağrılar artmaya başlıyor. Aynı zamanda o geçen her gün yeni bir şey ekliyor insan kendisine. Yeni bir şeyler öğreniyor veya yanlış bildiklerini unutuyor. Unutulmaması gereken tek şey biten günün ardından yeni bir tanesinin başlayacağı ve her ne kadar geçen bu günlerden fiziki açıdan olumsuz etkilensek de zihinsel açıdan olumlu etkilenmek Yaşanan her günün, her saatin, her dakikanın, her anın yaşamımıza tecrübe olarak etkilenmesini sağlamak...
Sadece futbol, sinema, basketbol yazmak kendimi sınırlamak demek. Daha önce de söylediğim gibi, rutinin dışına çıkmak lazım bazen, hatta sıkça...
Yeni başlayan günü hatta yeni mevsimi iyi değerlendirmek gerek. Bugün gecemiz de gündüzümüz de eşitti, yarın böyle olmayacak. Yaşadığımız anın önemini bilmek, onu sevmek gerek. Bu yazı da bahar yorgunluğunun bir ürünü olsa gerek :)
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mart 2010 Pazartesi
6 Şubat 2010 Cumartesi
Acı Çekmeyi Seviyoruz
Tutuculuk, yeniye kapalılık, alışmışı değiştirmeme isteği, yeniye adapte olamama korkusu... Türk halkının ezelden beridir sahip olduğu belki de en kötü -kimisine göre elbetteki iyi- bir özelliği temsil ediyor: Tutuculuk. İlk cümlede saydığım durumları hayatımızın o kdar çok alanında yapıyoruz ki artık en yenilikçiyim diyenin bile bir huyu haline gelmiş durumda. Sadece durup bir düşünün en son ne zaman evinize farklı bir yolu kullanarak gittiniz? Ya da sabah kalktığınızda yaptıklarınızın sırasını en son ne zaman değiştirdiniz? En son ne zaman monoton ve rutin hayatınızda değişklik yapmak istediniz? Ülkemizde çoğu insanın buna vereceği cevap "hatırlamıyorum" olacaktır muhtemelen. İnsanlar her gün sırf yorulacakları veya gidecekleri yere geç kalacakları için işe/eve giderken aynı yolu kullanıyor; her sabah yaptıklarını aynı sırayla yapmazsa kendisini eksik hissediyor; monoton hayatından kurtulmanın yollarını arama zahmeti bile göstermiyor. Niye? Hayatlarında yenilik olacak diye. Dediğim gibi en yenilikçiyim diyen bile bu gibi şeyleri hayatında sürekli olarak yapmakta. Bunun sonuçlarını ülkemizde makro açıdan değerlendirecek olursak, bizi yönetenleri de aynı şekilde seçiyoruz. Niçin AKP'den kurtlumak için hiçbir şey yapmadık son genel seçimlerde? Oysa ki dert yanmıyor muyduk başbakandan? Çoğu insan muhalefeti bile doğru dürüsüt yapamayan bir partiye oy vermediler mi sırf "Ben hep x partisine oy veriyorum ama!" deyip? Yine yakınıyoruz hükümetten, aldıkları kararlardan, zamlardan, haksızlıklardan. Yine sandık zamanı değişmeyecek ama hiçbir şey. Çünkü tutuculuk kanımıza işlemiş çoktan. En yakın örneği işte: Yıldırım Demirören! Bir Fenerbahçeli olarak mutlulukla karşıladım BJK'nin seçim sonucunu. Bir dahaki seçime kadar BJK yine tehdit olamayacak şampiyonluk yolunda. Ama üzülüyorum bir insan olarak. Bu kadar mı seviyoruz acı çekmeyi? Hani Çarşı karşıydı herşeye? Hani çok alternatiftiniz siz? Hani çok yenilikçiydiniz? Hani nerde o protestolar? Bahsettikleri Beşiktaşlı duruşu da bu olsa gerek... Onların da suçu yok ama. Ne de olsa işlemiş bu ızdırap çekme sevdası ruhumuza. Değişmek acı veriyor hepimize. Lütfen bu yazımı okuyan kaç kişi varsa en azından yarın rutin olarak yaptığınız hiçbir şeyi yapmayın. Gün sonunda ne hissettiğinizi düşünün. Hayata bir de farklı bir pencereden bakın. Küçük de olsa değişin, değişimin parçası olun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)