

"Yaşlanıyor muyuz ne?"
98 Dünya Kupası... Henüz 11 yaşında olan ben, tutmam gereken takımı sonunda keşfetmenin sevinciyle yerimden fırlıyorum "GOOOOL" diye bağırarak. Ronaldo, Hollanda filelerine yolluyor topu. O anda diyorum işte kendi kendime "Buldun adamını" diye. O zamanlar herkesin bir idolü var tabi. Kimisi Laudrup'çu, kimisi Zidane'cı, kimisi Batistuta'cı, kimisi de Rivaldo'cu... Ben Ronaldo'cu oluyorum o gün. Halbuki o, 4 yıl önce gösterir kendisini Amerika'daki Dünya Kupası'nda. Hiç süre bulamamıştır ama kupa sevincini tekrar izlerken fark ederiz, 20 numaralı tıfıl, dişlek çocuğun sırtında Ronaldo yazıyordur ve henüz 18 yaşındadır. Kendini çoktan piyasaya çıkarıp Cruzerio'da 14 maçta 12 gol kaydetmiştir ancak tecrübesiz olduğu için Dünya Kupası'nda forma giyemez maalesef. Her şey o yıl PSV'ye transfer olmasıyla başlar ve devam eder ki herkes bundan sonrasını gayet iyi biliyor zaten.
FIFA 98'i hatırlayanlar var mıdır bilmem. Dün gibi hatırlarım oynadığım ilk futbol oyununu. Hatta ilk bilgisayarımı sırf onu oynayabilmek için aldığımı da hatırlarım. O oyunda iki tane oyuncu vardı, üzerine tanımayacağınız, bir nevi "bug" olan. Biri Weah'tı diğeri de Ronaldo. Ama sadece Ronaldo'nun "Overall Rating"i 99'du. Çünkü o "En iyisiydi". Her şeyi yapabilirdiniz onla. Sürat desen var, çabukluk desen var, dripling desen var, şut desen var, teknik desen var, hava hakimiyeti desen var, frikik desen o bile var. Bunlar sadece oyunda değildi, "gerçekte" de hepsine sahipti. O yüzden en iyiydi ya zaten. Önce bordo-lacivert ardından mavi-siyah formayla attığı birbirinden şık golleri tekrar tekrar izlemek en büyük eğlenceydi. Hele ki o çalımları yok muydu... Şimdiler de bile Ronaldo gibi çalım atan futbolcuya rastlamak zor. Dizlerini kıra kıra dizerdi ipe dizer gibi müdafaayı. Diz demişken... Bu şaşalı goller ve çalımlar Kasım 99'a kadar sürebildi maalesef. Geçirdiği çapraz bağ sakatlığı bir devri kapatıyordu belki de. Bu devir yalnızca 4-5 sene sürse bile... Başka bir sakatlık belki de bu kadar etkilemezdi Ronaldo'yu. Hani İskender yoğurtsuz olmaz ya, ya da Superman'i pelerinsiz düşünemeyiz... O da çabukluğunu sağlayan, çalım atabilmesine olanak tanıyan dizleri olmazsa bir hiçti.
Yaklaşık 1 yıl sonra sahalara döndüğü maçta yeniden sakatlandı. Futbol hayatının bittiğini düşünenler oldu. 1 yıl daha uzak kaldı çim kokusundan. Bu dönem içerisinde sık sık spor salonunda gördük onu, dizlerini kuvvetlendirmeye çalışırken. Geri döndüğünde belki artık en hızlısı değildi, belki o fantastik çalımları izleyemiyorduk. Ama bitiriciliğinden hiç bir şey kaybetmediğini gösteriyordu herkese. 2002 Dünya Kupası'nda yeniden doğdu ve 8 golle gol kralı olmayı başardı. Zidane'lı, Figo'lu Los Galacticos'a transferi büyük yankı uyandırdı. Ne kadar uğraştıysa da müzesinde tek eksiği olan Şampiyonlar Ligi kupasına erişemedi. Madrid basını tarafından her gün eleştirilmeye dayanamıyordu bu sırada. Performansında gözle görülür bir düşüş meydana geliyordu. 2006 Dünya Kupası'nda Brezilya'nın gol umuduydu ve Gana'ya attığı golle Gerd Müller'in "Dünya Kupaları Tarihinde En Çok Gol Atan Futbolcu" unvanını ele geçiriyordu. Ancak işler iyi gitmedi ve favori Brezilya, Fransa'ya çeyrek finalde elendi. Yaşadığı bir kaç sakatlığın da etkisiyle gözden tamamen düştü ama yine de ismi olan bir kulübe, Milan'a transfer oldu. Yeniden doğabilecek mi derken yan bağları 3. defa kopuyordu. Yine aynı sahne, Ronaldo yine sedyede ve ağlayarak sahayı terk ediyor... 2009'da ülkesine döndüğünde Corinthians taraftarları sevinçten çılgına dönüyordu ama Ronaldo yanında kilolarını da getirmişti. 109 kiloya kadar çıkmıştı ve sakat olan dizleri yüzünden ayakta durabilmesi bile bir mucizeydi. O da bunun bilincindeydi ve bu haftanın başında artık emekliye ayrıldığını açıkladı.
Öncelikle şuna bir açıklama getirmek lazım sanırım. Bu tip olaylar yaşandıktan sonra televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde, forumlarda, bloglarda gördüklerimiz ve okuduklarımız hep aynı cümleleri içeriyor: "Bu adamlara taraftar denemez, bunlar canavar" gibi... Maalesef ki bunlar taraftar. Evet, "Maalesef"!!! Taraftar olmak nedir? Bir takıma gönül vermek, onu desteklemek, onunla yatıp onunla kalkmak mı? Bu adamların gerçek taraftarlardan tek fazlası şiddet yanlısı ve nefret sahibi olmaları. Bu özellikleri de onları taraftarlıktan çıkartmıyor ne yazık ki. Nefret sahibi olmayan, futbolu sevdiğimiz için izleyen, takımlarımızı seven, rakiplerimize de saygı duyan bizler ise gerçek taraftar niteliğindeyiz artık. İlla ki ayrımcılık yapılacaksa, kimseye (ne kadar hak etseler dahi) hakaret etmeden, insanlıklarını ellerinden almadan ve kişilik haklarına saygı duyarak yapılmalı bu ayrımcılık. Kimseyi "şerefsizler", "canavarlar" ve özellikle de anlamını, felsefesini bilmeden "holiganlar" diye aşağılamamak gerekiyor. "Şerefsizler !"
"Yazık ! Hangi akıl sahibi insan bu kadar saçma bir düşünceyle bir çocuğa böyle bir davranışta bulunabilir. Sürünsün hepsi..."
"Böyle birşey olamaz yahu olamaz bu yapılan şerefsizliğin dik alasıdır. Köpekler".
"Maçın ilk yarısı 1-1 bittikten sonra Galatasaray tribünü takıma moral vermek için tribüne çağırmış. Takım gelirken Fenerbahçe'nin kalecisi Galatasaray'ın kaptanına omuz atmış. Daha sonra oyuncuların arasında sürtüşmeler kavgaya dönüşmüş. Ardından da Fenerbahçe takımının sorumlusu Galatasaray oyuncularına saldırmış, tribündeki taraftarlar da sahaya inmiş."
"Bunları yapanların üzerine kızgın demiri bastıracan aslında ancak akıllanırlar."
"İdam da edelim isterseniz.
Yapılanlar kötüdür, tasvip edilemez, cezası neyse uygulanmalıdır, o kadar."
"Öncelikle şunu belirteyim yapılanları kesinlikle tasvip etmiyorum. Seyircilerin sahaya inip futbolcu dövmesi kadar çirkin birşey olamaz, kesinlikle büyük cezalar gelmeli.
Ancak, Floryadaki maçta, ortamın gerginliğinin maksimum olduğunu bile bile kalkıp da Galatasaray kaptanına omuz atmak da neyin nesi? Tamam, dayak yiyip burnunun kırılması çok rezilce bir hareket, ama bu oyuncunun yaptığı da gayet rezilce. Altyapılarda futbolculara nasıl ahlaklı olunacağı filan da öğretiliyor bildiğim kadarıyla, bu oyuncu neden işin bu ahlaki boyutundan nasibini almamış?
Ayrıca, ortamı sakinleştirmek için uğraşması gereken bir insan, bir altyapı sorumlusu, nasıl olur da kavgaya karışır? Hakaretler yağdırdığımız tribün serserilerinden ne farkı var bu altyapı sorumlusunun?"
"Altyapı sorumlusu bizim oyunculara saldırıyor, bunu hiç dile getirmemişsiniz?"
"Suçlu tabii ki Galatasaray adına o tribünde bulunan, ama bir daha asla bulunmalarını istemediğimiz çıldırmış insanlardır. Ancak, Fenerbahçe kalecisinin yaptığı ahlaksızlık da kınanmalı, soruşturulmalı."
"Tamam, sahaya girmek gerekmiyor, oyuncuları dövmek gerekmiyor ama aynı zamanda bu olayların başlangıç sebebi olan kalecinin, taraftarına giden Galatasaray takımının kaptanına omuz atmasını veya altyapı sorumlusunun futbolcularımıza saldırmasını dile getirmiyorsunuz.
Böyle birşey olamaz yani. Hem kendi futbolcunuz durduk yere taraftarına giden oyuncuya omuz atıyor, altyapı sorumlusu oyuncularımıza saldırıyor, sonra bu olaylar yaşanınca da bütün suçu Galatasaray kulübüne mal ediyorsunuz. Buna hem suçlu hem güçlü olmak denir. Çuvaldızı biraz da kendinize batırın."
"Yapılanların savunulacak hiçbir tarafı yok,bu futbol magandaları bir an önce yakalanıp bütün çok uzun bir şekilde bütün spor müsabakalarına girememe cezalarını almalılar."
"Bir kere maç 1-1 gidiyormuş, hiçbir taraftarda tutup 17 yaş altı maçında bu kadar hırslanıp sahaya girip futbolcu dövmez; illaki birşey olmuştur omuz olayı yada başka birşey bir kere bu yönden bakalım olaya tutup bütün suçu Galasataray taraftarına atmayın.
Yapılanlar çok çirkin şeyler kabul ediyorum, inşallah cezalarınıda çekerler hemde en ağır biçimde ama dediğim gibi tüm suç bizde değil.Orda birşey olmuş belli..."
"maç 1-1 gidiyor 17 yaş altı maçı maçta durup dururken taraftar sahaya mı inecek?Bana hiç mantıklı gelmiyor.Eğer siz bizim hiç suçumuz yok diyorsanız haksızsınız bence."
"Aldıkları nefes haram şerefsizlerin! İnsan müsvetteleri..."Bunların yanı sıra bu olayın rövanşının da olacağını dile getiren taraftarlar mevcut. Önümüzdeki çarşamba, Fenerbahçe Ülker ile Galatasaray Cafe Crown basketbol maçında kanın gövdeyi götüreceğini belirtmiş bazı taraftarlar. Bazıları da yanına gülme efekti falan koyarak paylaşmış bunları bu durumdan eğlence çıkarırmışcasına. Hatta Galatasaraylıları savaşa davet eden cümleler de geçiyor "hazırlıklı" gelin!" gibilerinden:
"Desene Çarşamba Günü Geleneksel Meydan Muhaberesi Var=)"
"Meydan değil salon muharebesi:D:D"
"çarşamba gene olay var"
"Desenize Çarşamba MACERA KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR.. "

Bu yakınmaların ardından çok farklı bir yere bağlamak istedim konuyu. 1 haftadır rahatsızlığından ötürü zor günler geçiren gerçek efsanemizi (sadece Fenerbahçelilerin değil, tüm insanların), Lefter'i unutmamamız gerek. Türkiye'de kaç tane sporcunun heykeli stadın önüne dikilir ki? Kaç tane futbolcu tanıyorsunuz bir kulübün marşına adını sokmayı başarabilmiş? Hepsinden de önemlisi kaç tane Yunan tanıyorsunuz Türkiye milli takımının kaptanlığını yapmış? Sizce böylesi bir durum bugün olabilir miydi? Devşirme bir oyuncuyu milli takımda görmekten midesi bulanan insanların yaşadığı bir ülkeden ve onun spora bakış açısından bahsediyorum. Lefter'i yüceltmemiz için yalnızca, geçmişteki sorunlarına tutsak kalmış iki ülkenin de "vatandaşı" olabilmesi bile yeter aslında. Sporun barış için olduğunun en büyük kanıtı Lefter Küçükandonyadis ve döneminin futbol felsefesi. Lefter sahaya çıkınca inlerdi tüm tribünler hep bir ağızdan o zamanlar. Ne nefret vardı o sözlerde, ne kavga dövüş, ne de sin kaf... "İstanbul deyince aklıma stadyum gelirKanımın karıştığını duyarım ılık ılıkMemleketimin insanınaDaha fazla sokulmak isterim yanlarınaBen de bağırırım birlikteAvazım çıktığı kadarGöğsümü gere gereVer Lefter'e yazsın deftere...."
Aslında sosyolojik bir araştırma konusu olabilir bu pek tabi. Bazen düşünüyorum da Uluslararası İlişkiler okuyup bitirme projemi "Uluslararası Barışta Sporun Rolü" üzerine almışsam, sosyoloji öğrencisi olsaydım "Holiganizmin Çevresel Nedenleri" gibi bir konu seçebilirdim kendime. Öncelikle Holiganizmin "bilinen" tanımını yapmak gerek: "gittiği ortamı dağıtan, içkici, şamatacı, haşarı bir karakter." İngilizler bu tanımı kullanıyorlar holiganlar için. Biraz tanıdık geldi değil mi? Etrafımızda gördüğümüz taraftar profili "cuk oturuyor" adeta.
